27/4/2007 - halil erkal nide bagları
Birazdan görecekleriniz tamamem gerçektir işte saz böyle çalınır saz adeta mekik düzer gibi şerit şerit perdeleme yapıyor işte saz işte üstat buyrun karar sizin?
NOT:Halil Erkal üstad ın tüm videolarını görebilirsiniz..
http://www.youtube.com/watch?v=9W7IiYuO_r4
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/4/2007 - KALBİMİN SAHİBİ
|
|
|
|
| NE AŞK BİTER, NEDE AH!... |
|
|
Ahhh! .. Keşke, 'içimize' yazılsa her satır. İçimize söylense her sözzz, ve içimiz; 'duymayı' öğrense! ..
Sonra, dinlemeyi öğrense... Ve sonra; İşittiklerini anlamayı öğrense! ..
Sen, benim gülümsün; anlarsan... Dinle şimdi; anlayacaksın! .. Uzadığında biraz daha boyun; daha az kokacak üstün başın, ve yükseldikçe hep; uzaklaşıyor olacaksın 'bittiğin' gübrelikten! ..
Fakat, çile bitmeez, aşk bitmez! ..
Sen de 'burada' çıktın işte topraktan, ne yapalım! .. Burdan besleniyor, ve büyüyor, ve açıyor, ve kokuyorsun; gül gibi... Gülüm! Lâkin, bedelin ağır! .. Sen, ışık tutansın; ışık tutulan değil... Ateş böceğim!
Sevsene kendini! Sen, kemerli bir köprünün kilit taşısın!.. Sen, bir sütun başısın!.. Maladaki çimentoya bulaştığı an ilk boş deliğe tıkanan yarı pişmiş tuğlalardan çok farkın var; Gözümde!..
Gözün var; baksana, görsene, sevsene kendini... Yetmez ki benim sevmem!
Ağzıma bir kartopu rastlamış gibi sızlar, sıkılan dişim... Uyanır ve kalkarım, kendimi salladığım ayağımdan! Kucağım soğur, senden uzaklaştıkça satırlar; ve kurt adam tüylerinden, örümcek adam salgılarından olur!.. Bu his, mavi bir pelerinle örtünmek gibidir; hani uçabileceğin bir pelerinle...
Bin bir gece masallarındaki halı niye uçmasın?.. İçimm uçarken göklerde!..
Korkarım; sende biterse, senle başlayan bu günkü masal!.. Korkarım; hâlâ çamurların içinde kalır diye ayakların... Başını kaldırsanaaa, baksana bana. Ve tutup uzattığım elimi, çıksana hadi beni uçuran halımın üstüne. Herkes, ve her şey, ve yerde yuvarlananlar buradan bambaşka görünüyor!..
Sence de aşk; kanatlanmak mıdır?.. Peki neden bütün kuşlar yerden beslenir?.. |
| Sevginin Gücü... |
|
|
Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların gölgelerini cömertçe sunduğu, türlü türlü böceklerin, çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradığı ormanlardan birinde güzel bir göl vardı. Suyu berrak mı berrak, serin mi serin... Gölün kıyısında hayat bulmuş boynu bükük papatya, yanıbaşında o eşsiz büyülü suyun içinde açmış olan, en az kendi kadar yalnız görünen nilüfer çiçeğine sevdalanmıştı. Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum, asaletli halini hayranlıkla seyrediyordu her gün.
Nilüfer çiçeği de kayıtsız değildi sevgili papatyasına karşın. Birbirlerine sevgiyle bakıyorlar, şarkılar söylüyorlardı birlikte. Yalnızlıklarını unutuyorlardı şu koskoca orman içinde...
Tanrım, diyordu papatya içinden kimi kez. Bu güzelliğin yanında benim yerim nedir ki? O suyun içinde yaşar bense toprakta... Elimi uzatsam tutamam bile onu... Oysa öylesine istiyorum ki onun yanında olmayı...
- Ey güzel çiçeğim, ey benim nilüferim seviyorum seni... Lâkin öylesine çaresizim ki... Sana nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum... Evet, orada olduğunu bilmek, sesini duymak, güzelliğini görmek bile yetiyor bana ama istiyorum ki elini tutayım, güzelliğine dokunayım. Gel gör ki ben bir papatyayım, sen ise bir nilüfer... Ayrı dünyalarda yaşayan iki ayrı çiçek...
Nilüfer, karşılıksız bırakmadı papatyanın sözlerini: - Papatyaların en tatlısı, kemandan çıkan müzik aynı ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır. Sen başkasın, ben başkayım, sen ordasın, ben buradayım diye yerinme. Gönül sesine kulak ver yalnız... Bir şeyi istiyorsan yürekten iste....Sevgi, aşk, ne büründüğün kıyafeti, ne makamı, ne mesafeleri ne de başka bir şeyi dinler... Onun fermanı okunmaya başladımı her şey susar. Her şey çaresiz kalır... Sevgi söz konusu olduğunda kişi kendi dışındaki güçlerin insafına kalmaz. Çünkü; kendisi de güçlü bir varlık haline gelir. Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güçlenmeye başladıkça kayıtsız kalamaz buna tüm evren... Sen ki benim güzelliğime, aşkınla güzellik katmakta, yalnızlığımı örtbas etmektesin. Benim ve kendinin varolduğumu ispatlamaktasın dünyaya.
Şimdi kapat gözlerini sımsıkı... Sıyrıl tüm düşüncelerinden... Yalnızca ama yalnızca beni düşle... Yanımda olduğunu, gölün sularında elimi tuttuğunu hayal et... İste beni... Göreceksin ki sevginin aşamayacağı engel yoktur!
Papatya, nilüferin dediğini yaptı. Yalnızca ama yalnızca onun hayalini doldurdu tüm benliğine. Kendini güzeller güzeli çiçeğinin yanında farzetti. İstedi... İstedi...
- Aç gözlerini!, dedi nilüfer. Papatya şaşkınlık içindeydi gözlerini açtığında. Sevgili çiçeğinin yanında, gölün suları içinde bir nilüfer çiçeğiydi artık o da...
Sevmek... İstemek... Hayal etmek... İnanmak...
Olmayacak şey yoktur! Eğer ki; bu duygulara sahipseniz...
|
| Ölümsüz Kırmızı Güller... |
|
|
Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. Rose... Gül... Kocasının sevgili Rose'u... Her yıl Sevgililer Günü'nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı..Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte.. Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı: "Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum..." Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü.. Önceden ısmarlanmış olmalıydı.. Öleceğini nasıl bilebilirdi?.. Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi, yumurta kapıya gelmeden...
Gülleri özenle içeri taşıdı..saplarını kesti, vazoya yerleştirdi.. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce.. Bitmek bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl.. Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi.. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi.. Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı... Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı ?
"Biliyorum" dedi, çiçekçi.. " Eşinizi geçen yıl kaybettiniz.. Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemisti.. Hep öyle yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart..." Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı. Parmakları titreyerek zarfı açtı..
" Merhaba gülüm" diye başlıyordu, kart.. " Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığınıı ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin dostum, sevgilim benim... Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin... Lütfen.. Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim....
Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak.. SENİ SEVİYORUM GÜLÜM..."
|
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
aglamadan sevginin kıymetini bilemezsin
Kategoriler
Arkadaşlarım
|